NAZIM HİKMET’İN ANISINA
Bazı insanlar vardır; memleketi yalnızca doğduğu yer olarak değil, yüreğinin en derin sızısı olarak taşır. Nazım Hikmet de onlardan biriydi.
Onun öfkesi sıradan bir öfke değildi. Kırıp döken, kin büyüten bir öfke değil; memleketinin ezilmesine, insanının hor görülmesine, emeğin ve umudun ayaklar altında çiğnenmesine dayanamayan bir yüreğin çığlığıydı.
“Nasıl öfkelenmem düşündükçe memleketimi?” diye başlayan o söz, aslında memleketini seven herkesin içinde sakladığı bir isyandır. Çünkü insan en çok sevdiğine kırılır. En çok sevdiği yerin adaletsizliğe, hoyratlığa, çıkar düzenine teslim edilmesine dayanamaz.
Nazım Hikmet memleketini uzaktan sevmedi; acısıyla, yokluğuyla, hasretiyle, insanıyla sevdi. Bir ağacın gölgesinde, bir işçinin nasırlı elinde, bir annenin bekleyişinde, bir çocuğun gülüşünde gördü memleketini. Bu yüzden onun dizelerinde yalnız şiir yoktur; vicdan vardır, başkaldırı vardır, umut vardır.
Bugün onu anmak, yalnızca güzel sözlerini paylaşmak değildir. Onu anmak; haksızlığa alışmamaktır. Yoksulluğu kader saymamaktır. Memleketin üstüne çöken karanlığa karşı, bir avuç ışığı savunmaktır.
Nazım’ın hatırası bize şunu söyler:
Memleket sevgisi susmak değildir.
Memleket sevgisi, gerektiğinde itiraz etmektir.
Memleket sevgisi, insan onurunu, emeği, adaleti ve özgürlüğü savunmaktır.
Bugün hâlâ onun sesi içimizde yankılanıyorsa, bundandır. Çünkü Nazım Hikmet yalnız yaşadığı dönemin değil, haksızlığa karşı yüreği sızlayan herkesin şairidir.
Saygıyla, özlemle ve memleket sevgisiyle anıyoruz.
Ali Karamut alikaramut.com.tr
3 Haziran 2026