BİZ NEREDEYDİK, GENÇLERİMİZ NEREYE GİDİYOR?
Bizler İstiklâl Marşı’yla, Cumhuriyet’le, bu ülkeye ait olmanın verdiği duyguyla büyüdük.
Kolay değildi bizim gençliğimiz de. Yokluk gördük. Siyasi çatışmalar yaşadık. Darbeler gördük. Ama ne olursa olsun yarına dair bir umudumuz vardı.
Çalışırsak bir ev kurarız, çocuklarımızı okuturuz, emeğimizle bir yere geliriz diye düşünürdük.
Kendi hayatıma bakıyorum bugün.
Kolay olmadı hiçbir şey.
Çalıştık, bekledik, sabrettik.
Ama emeğin bir karşılığı olacağına inanıyorduk.
Şimdi gençlere bakıyorum.
Aynı umudu görebiliyor muyuz onlarda?
Asıl beni düşündüren bu.
Üniversiteyi bitiren, “İş bulabilecek miyim?” diyor.
İş bulan, “Geçinebilecek miyim?” diye düşünüyor.
Evlenmek, yuva kurmak, çocuk sahibi olmak…
Bizim zamanımızda hayatın içinde olan şeylerdi bunlar.
Bugün birçok genç için zor bir hesaba dönmüş durumda.
Bir kısmı başka ülkelere gitmeyi düşünüyor.
Öte tarafta yıllarca çalışmış emekliler geçinmekte zorlanıyor. Anne babalar çocuklarına destek olmak isterken bazen kendileri desteğe ihtiyaç duyuyor.
Bunların hepsini sadece hayat pahalılığıyla açıklamak bana yetmiyor.
İnsan çalıştığında emeğinin karşılığını görmek ister.
Sınava girdiğinde hakkının yenmeyeceğini bilmek ister.
İşe girmek için birilerini aramak zorunda kalmak istemez.
Bir haksızlığa uğradığında da devletin kapısını çaldığında karşısında bir muhatap bulmak ister.
Çünkü insan ancak o zaman bu ülkede kendine bir gelecek görebiliyor.
Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir.
Bu, yalnız Anayasa’da yazan bir cümle değil.
Kural varsa herkese uygulanmalı.
Devletin politikası değişebilir elbette. Dünya değişiyor, şartlar değişiyor.
Ama millet de ne yapıldığını, neden yapıldığını bilmek ister.
Terör ve toplumsal barış meselesinde de böyle düşünüyorum.
Türkiye yıllarca çok ağır acılar yaşadı.
Askerlerimizi, polislerimizi, öğretmenlerimizi, sivil yurttaşlarımızı kaybettik.
Nice anne evladının yolunu bekledi.
Nice evde bir sandalye boş kaldı.
Bunları unutmak mümkün mü?
Değil.
Bugün silahların susması, insanların artık ölmemesi, ülkenin huzura kavuşması için yeni yollar aranıyorsa elbette konuşulur.
Kim huzura karşı olabilir?
Ama böylesine büyük meseleler Meclis’in ve toplumun dışında yürütülemez.
Millet de ne olduğunu, nereye gidildiğini bilmek ister.
Çünkü barış yalnız silahların susması değil.
Geçmişte yaşanan acıların unutulmadığını bilmek de önemli.
Devletin dün söylediğiyle bugün yaptığı arasında bir bağ görmek de.
Bugün terör konuşuluyor.
Göç konuşuluyor.
Yeni anayasa konuşuluyor.
Hepsi bu ülkenin geleceğiyle ilgili.
Bizim kuşağımızın kaygısı da biraz burada.
Biz Cumhuriyet’in bize bıraktığı değerleri kaybetmek istemiyoruz.
Gençler ise o Cumhuriyet’in içinde kendilerine bir gelecek arıyor.
Aslında çok da uzak değiliz birbirimizden.
Biz geçmişimizi kaybetmekten korkuyoruz.
Onlar geleceklerini.
Bir ülkenin gücü sadece yaptığı yolla, köprüyle, binayla ölçülmez.
Gençleri burada kalmak istiyor mu?
Emeklisi geçinebiliyor mu?
İnsan devletin kapısını çaldığında kendisini eşit yurttaş gibi hissedebiliyor mu?
Bence asıl bunlara bakmak lazım.
Biz yıllarca çocuklarımız bizden daha iyi yaşasın diye uğraştık.
Şimdi torunlarımıza bakıyoruz.
Onların daha iyi bir ülkede yaşamasını istemek çok mu?
Değil.
Ben gençlerin “Buradan nasıl giderim?” diye düşünmesini istemiyorum.
“Bu ülkede nasıl bir hayat kurarım?” diye düşünmesini istiyorum.
Emeklinin çocuğunun eline bakmasını istemiyorum.
Anne babanın çocuğunun geleceği için kaygıyla yaşamasını istemiyorum.
Çünkü mesele yalnız bugünü geçirmek değil.
Bir gün hepimiz çekilip gideceğiz.
Geriye çocuklarımız, torunlarımız ve onlara bıraktığımız ülke kalacak.
Asıl mesele de bu zaten:
Bizden sonra gelenlere nasıl bir Türkiye bırakacağız?
Benim istediğim Türkiye şu:
Gençlerin gitmeyi değil, burada kalıp bir hayat kurmayı düşündüğü bir Türkiye.
Emeklinin mahcup olmadığı, insanın adalet ararken kendini yalnız hissetmediği bir Türkiye.
Benim inandığım Cumhuriyet de budur.
Ali Karamut
17 Eylül 2026
www.alikaramut.com.tr