𝕏 f ✆ in
✕ Büyütülmüş görsel
← Ana Sayfaya Dön

12 EYLÜL’E NASIL GELİNDİ, BUGÜN NEREDEYİZ?

12 EYLÜL’E NASIL GELİNDİ, BUGÜN NEREDEYİZ?

12 EYLÜL’E NASIL GELİNDİ, BUGÜN NEREDEYİZ?


12 Eylül 1980 sabahına Türkiye bir gecede gelmedi.

O sabahın arkasında yıllardır biriken bir siyasi kavga, sokaklara taşan şiddet, ağırlaşan ekonomik sıkıntılar ve çözüm üretmekte zorlanan bir siyaset vardı.

O günleri yaşayanlar hatırlar. Gazeteler hemen her gün yeni bir ölüm haberiyle çıkıyordu. Sağdan, soldan gençler öldürülüyor, üniversitelerde ve mahallelerde çatışmalar yaşanıyordu. Maraş’ın, Çorum’un acısı hâlâ hafızalarda.

İnsanlar yorulmuştu, siyaset ise bu gidişe bir çıkış bulamıyordu.

Yıllar sonra TBMM’de hazırlanan 12 Eylül araştırma raporlarına bakınca da aynı tabloyu görüyorsunuz. Sorun artık yalnız sokaktaki çatışma değildi. Devletin kurumlarında da siyasette de ciddi bir tıkanma vardı.

Ekonomi de iyi durumda değildi. Döviz sıkıntısı vardı, enflasyon yüksekti, günlük hayat giderek zorlaşıyordu.

24 Ocak 1980 kararları böyle bir ortamda alındı.

Bu kararlar Türkiye ekonomisinin yönünü ciddi biçimde değiştirdi. Dışa açılma, fiyatların serbestleşmesi ve yeni bir ekonomik düzen gündeme geldi.

Kararlar darbeden önce alınmıştı. Ama asıl uygulanma imkânını 12 Eylül’den sonra buldu.

Darbe yalnız siyaseti susturmadı. Sendikaların gücü kırıldı, grevler durduruldu, örgütlü işçi hareketi zayıflatıldı. Böyle olunca ekonomik programı uygulamak da çok daha kolaylaştı.

Bu yüzden 12 Eylül’ü yalnızca “ülke karışmıştı, asker geldi” diye anlatmak bana hiç yeterli gelmiyor.

Meclis kapatıldı. Partiler kapatıldı. Siyasetçilere yasaklar getirildi. Sendikalar susturuldu. Binlerce insan gözaltına alındı, cezaevlerinde işkenceler yaşandı.

Ardından 1982 Anayasası geldi.

Yıllar içinde o anayasanın birçok maddesi değiştirildi. Ama devletle yurttaş arasındaki ilişki, yargının bağımsızlığı, ifade özgürlüğü ve örgütlenme hakkı üzerindeki tartışmalar hiç bitmedi.

Bugün yine anayasa konuşuyoruz.

Elbette bugün 1980’de değiliz. Parlamento açık, siyasi partiler var, seçimler yapılıyor. 1970’lerin sonundaki sokak şiddetiyle bugünü aynı görmek doğru olmaz.

Ama siyasetin dili sertleştiğinde, insanlar birbirini rakip değil düşman gibi görmeye başladığında, mahkeme kararlarının uygulanması bile tartışma konusu olduğunda insan ister istemez geçmişi hatırlıyor.

Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru istatistiklerinde binlerce hak ihlali kararı var. Bunların her biri yalnızca bir sayı değil. Her birinin arkasında bir insan, bir dava, bir hayat var.

Bunları “Türkiye yeni bir 12 Eylül’e gidiyor” demek için yazmıyorum. Böyle bir benzetmeyi doğru da bulmam.

Ama geçmişi hatırlamanın bir anlamı olmalı.

12 Eylül’e giden yıllarda insanlar bir süre sonra siyasetin sorunları çözebileceğine olan güvenlerini kaybetmeye başladı.

İnsanlar çözümü demokrasinin dışında aramaya başladığında, tehlike de büyüyor.

Bugün bizim yapmamız gereken de çok açık. Hukuka güveni korumak, kurumları ayakta tutmak, siyaseti düşmanlık üzerinden yürütmemek.

Çünkü bu ülke bunun bedelini bir kez çok ağır ödedi.

12 Eylül’e nasıl gelindiğini bilmek sadece geçmişi öğrenmek değildir.

Bugünü anlamak için de gereklidir.


Ali Karamut

12 Eylül 2026

www.alikaramut.com.tr

 

Yararlanılan Kaynaklar: TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu rapor ve tutanakları; TCMB 1980–1981 yıllık raporları ve 24 Ocak kararlarına ilişkin kayıtlar; dönemin gazete arşivleri; Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru istatistikleri

📱 Uygulamayı Yükle

Ana ekrana ekleyerek hızlı erişim sağlayın

🔔

Bildirimleri Aç

Yeni yazılar yayınlandığında anında haberdar olun.