𝕏 f ✆ in
✕ Büyütülmüş görsel
← Ana Sayfaya Dön

12 EYLÜL: BİR DARBEDEN DAHA FAZLASI

12 EYLÜL: BİR DARBEDEN DAHA FAZLASI

 

“İdamları imzalarken ellerim hiç titremedi.”

— Kenan Evren

Kenan Evren’in yıllar sonra söylediği bu söz, 12 Eylül denince akılda kalan en çarpıcı sözlerden biri.

Çünkü sözünü ettiği şey sıradan bir imza değil. Bir insanın hayatına son veren kararlar. Aradan yıllar geçmiş ama o sözlerde bir pişmanlık yok. 12 Eylül’e bugün dönüp bakarken bunu unutmak mümkün değil.

Türkiye 12 Eylül’e huzurlu bir ortamda gelmedi. Siyasi cinayetler vardı, sağ-sol çatışmaları sokaklara ve üniversitelere yayılmıştı. Maraş, Çorum, kahvehane baskınları, öldürülen gençler, aydınlar, siyasetçiler… Ülke gerçekten çok ağır günlerden geçiyordu. İnsanlar yorulmuştu. Siyaset de bu gidişe çözüm bulmakta zorlanıyordu.

Ama yıllarca anlatılan “ülke karışmıştı, asker geldi ve düzeni sağladı” sözü bana hep eksik gelmiştir.

Çünkü 12 Eylül geldiğinde yalnızca sokaktaki çatışmalar durmadı. Meclis kapatıldı, siyasi partiler kapatıldı, siyasetçilere yasaklar getirildi. Sendikalar baskı altına alındı, grevler durduruldu. Gazeteler kapatıldı, kitaplar yasaklandı. Çok sayıda insan gözaltına alındı. Cezaevlerinde işkenceler yaşandı.

İdamlar da bu dönemin en ağır yüzlerinden biriydi.

Yıllar sonra idamların “bir sağdan, bir soldan” anlayışıyla savunulabilmiş olması bile o dönemin adalet anlayışını göstermeye yetiyor. İnsan hayatı bir denge hesabına çevrilebilir mi? Bana göre bu soru bile 12 Eylül’ün nasıl bir anlayış taşıdığını anlatıyor.

12 Eylül’ü yalnız siyaset üzerinden okumak da eksik olur.

24 Ocak kararları darbeden aylar önce alınmıştı. Darbeden sonra sendikaların ve işçi hareketinin gücü zayıflatılınca bu ekonomik politikaların uygulanması da kolaylaştı. Değişen yalnızca siyasi hayat değildi; çalışma hayatı, sendikal düzen ve toplumdaki güç dengeleri de değişti.

İzi toplumda da uzun süre kaldı. Siyasetten uzak durmak, örgütlü olmamak, fazla konuşmamak daha güvenli görülmeye başladı. “Başımı derde sokmayayım” düşüncesinin bu kadar yerleşmesinde o dönemin payı olduğunu düşünüyorum. Korku sadece cezaevlerinin içinde kalmadı; günlük hayatın içine kadar girdi.

1982 Anayasası da aynı dönemin ürünüydü.

Sonraki yıllarda birçok maddesi değiştirildi. Ama mesele yalnızca maddeler değildi. Devletin yurttaşla ilişkisi, yargının bağımsızlığı, düşünce ve ifade özgürlüğü, örgütlenme hakkı… Bunların hepsi yıllar boyunca tartışılmaya devam etti.

Bugün yine anayasa konuşuyoruz.

Yeni bir anayasa elbette tartışılabilir. Türkiye’nin daha demokratik, daha özgürlükçü bir hukuk düzenine ihtiyacı olduğu da ortada. Ama benim aklıma önce daha temel bir soru geliyor:

Mevcut hukuk kurallarına ne kadar uyuyoruz?

Mahkeme kararlarının uygulanıp uygulanmayacağı tartışılıyorsa, insanlar söyledikleri bir söz yüzünden başlarına ne geleceğini hesaplıyorsa, yalnızca yeni bir anayasa yazmakla mesele çözülmez. Hukuk, kâğıt üzerinde yazdığı için değil, herkese aynı şekilde uygulandığı zaman anlam taşır.

12 Eylül’ü yılda bir gün hatırlayıp darbeyi kınamak kolay.

Asıl mesele, o dönemin bıraktığı anlayışla gerçekten hesaplaşıp hesaplaşamadığımız. Farklı düşüneni düşman saymamak, hukuku kişilere göre eğip bükmemek, kurumların kişilere göre değil kurallara göre işlemesini sağlamak…

Dönüp yine Kenan Evren’in o sözünü okuyorum:

“İdamları imzalarken ellerim hiç titremedi.”

Aradan 46 yıl geçti.

Bugün asıl düşünmemiz gereken şu:

O anlayış gerçekten geride kaldı mı?


Ali Karamut

12 Eylül 2026

www.alikaramut.com.tr

📱 Uygulamayı Yükle

Ana ekrana ekleyerek hızlı erişim sağlayın

🔔

Bildirimleri Aç

Yeni yazılar yayınlandığında anında haberdar olun.